كَانَ هُنَاكَ تَرَدُّدٌ فِي حَدِيثِهِ بِسَبَبِ الْإِثَارَةِ.
Heyecandan konuşmasında bir tutukluk vardı.
كَانَ هُنَاكَ تَرَدُّدٌ فِي حَدِيثِهِ بِسَبَبِ الْإِثَارَةِ.
Heyecandan konuşmasında bir tutukluk vardı.
شَعَرَ بِتَجَمُّدٍ فِي أَصَابِعِهِ مِنَ الْبَرْدِ.
Soğuktan parmaklarında bir tutukluk hissetti.
أَظْهَرَ الِاحْتِبَاسُ فِي صَوْتِهِ أَنَّهُ كَانَ يَجِدُ صُعُوبَةً فِي إِخْفَاءِ مَشَاعِرِهِ.
Sesindeki tutukluk, duygularını gizlemekte zorlandığını gösteriyordu.
تَأْتَأَة، لَعْثَمَة