tutulmuş

الْبَضَائِعُ الْمُحْتَجَزَةُ فِي الْجَمَارِكِ لَمْ يَتِمَّ الْإِفْرَاجُ عَنْهَا بَعْدُ.

Gümrükte tutulmuş mallar hala serbest bırakılmadı.

حَاوَلَ التَّحَدُّثَ بِصَوْتٍ مُصَابٍ بِالْبُحَّةِ مِنَ الْبَرْدِ.

Soğuktan sesi tutulmuş bir şekilde konuşmaya çalıştı.

أَنَا مُعْجَبٌ بِهَذِهِ الْمَدِينَةِ الْجَمِيلَةِ.

Ben bu güzel şehre tutulmuşum.

Eşdizimler