uçurmak

الْأَطْفَالُ يَتُوقُونَ إِلَى تَطْيِيرِ طَائِرَاتِهِمُ الْوَرَقِيَّةِ الْمُلَوَّنَةِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Çocuklar, parkta rengarenk uçurtmalarını uçurmak için sabırsızlanıyorlar.

الْقِمَارُ هُوَ أَسْرَعُ طَرِيقَةٍ لِتَبْدِيدِ كُلِّ مُدَّخَرَاتِكَ.

Kumar, tüm birikimini uçurmak için en hızlı yoldur.

أَلْقَتْ شُرْطَةُ الْحُدُودِ الْقَبْضَ عَلَى أُولَئِكَ الَّذِينَ أَرَادُوا تَهْرِيبَ الْمُخَدِّرَاتِ إِلَى الْخَارِجِ.

Sınır polisi, uyuşturucu maddeyi yurt dışına uçurmak isteyenleri yakaladı.