uğultu

غَمَرَ طَنِينُ الرِّيَاحِ الْمَنْزِلَ بِأَكْمَلِهِ طِوَالَ اللَّيْلِ وَجَعَلَ مِنَ الصَّعْبِ عَلَيْنَا النَّوْمَ.

Rüzgarın uğultusu, gece boyunca tüm evi sardı ve uyumamızı zorlaştırdı.

كَانَ دَوِيُّ الْمُحَرِّكِ مَسْمُوعًا مِنْ بَعِيدٍ وَفَهِمْنَا أَنَّهُ يَقْتَرِبُ.

Motorun uğultusu, uzaktan duyulabiliyordu ve yaklaştığını anladık.

كَانَ أَزِيزُ النَّحْلِ يُبَشِّرُ بِقُدُومِ الرَّبِيعِ وَمَلَأَنَا بِالْأَمَلِ.

Arıların uğultusu, baharın geldiğini müjdeliyordu ve içimizi umutla doldurdu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler