ufalanmak

بَدَأَتِ الْجُدْرَانُ الْقَدِيمَةُ تَتَفَتَّتُ بِمُرُورِ الْوَقْتِ، لِذَلِكَ نَحْنُ بِحَاجَةٍ إِلَى تَرْمِيمِهَا.

Eski duvarlar zamanla ufalanmaya başladı, bu yüzden restore etmemiz gerekiyor.

كَانَ الْبَسْكَوِيتُ طَازَجًا جِدًّا، وَتَفَتَّتَ عَلَى الْفَوْرِ فِي فَمِي.

Kurabiye çok tazeydi, ağzımda hemen ufalandı.

İlişkili Kelimeler