بَدَأَتِ الْجُدْرَانُ الْقَدِيمَةُ تَتَفَتَّتُ بِمُرُورِ الْوَقْتِ وَتَحْتَاجُ إِلَى صِيَانَةٍ.
Eski duvarlar zamanla ufalmaya başladı ve bakıma ihtiyaç duyuyor.
بَدَأَتِ الْجُدْرَانُ الْقَدِيمَةُ تَتَفَتَّتُ بِمُرُورِ الْوَقْتِ وَتَحْتَاجُ إِلَى صِيَانَةٍ.
Eski duvarlar zamanla ufalmaya başladı ve bakıma ihtiyaç duyuyor.
تَقَلَّصَ الْكَنْزَةُ الصُّوفِيَّةُ الَّتِي غُسِلَتْ فِي دَرَجَةِ حَرَارَةٍ عَالِيَةٍ وَأَصْبَحَتْ أَصْغَرَ.
Yüksek sıcaklıkta yıkanan yün kazak ufalmış ve küçülmüştü.
بَدَأَتْ حِصَّةُ الشَّرِكَةِ فِي السُّوقِ تَتَضَاءَلُ مَعَ ازْدِيَادِ الْمُنَافَسَةِ.
Şirketin piyasadaki payı, rekabet arttıkça ufalmaya başladı.