unlamak

غَطَّتْ أُمِّي السَّمَكَ بِالدَّقِيقِ جَيِّداً قَبْلَ قَلْيِهِ.

Annem balıkları kızartmadan önce güzelce unladı.

تَبْطِينُ الْخَضْرَوَاتِ الْمُرَادِ قَلْيُهَا بِالدَّقِيقِ يَجْعَلُهَا أَلَذَّ.

Kızartılacak sebzeleri unlamak, daha lezzetli olmalarını sağlar.

رَشَّ الْخَبَّازُ الدَّقِيقَ عَلَى الْمِنْضَدَةِ قَبْلَ فَرْدِ الْعَجِينِ.

Fırıncı, hamuru açmadan önce tezgaha un serpti.