إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَا يُفَكِّرُ أَبَدًا فِي حُقُوقِ الآخَرِينَ.
O kadar utanmaz ki, başkasının hakkını hiç düşünmüyor.
إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَا يُفَكِّرُ أَبَدًا فِي حُقُوقِ الآخَرِينَ.
O kadar utanmaz ki, başkasının hakkını hiç düşünmüyor.
تَصَرَّفَ بِأُسْلُوبٍ صَفِيقٍ وَغَيْرِ لَائِقٍ فِي الِاجْتِمَاعِ.
Toplantıda utanmaz ve uygunsuz bir şekilde davrandı.
حَاوَلَ خِدَاعَ الْجَمِيعِ بِالْكَذِبِ بِوَقَاحَةٍ.
Utanmaz bir şekilde yalan söyleyerek herkesi kandırmaya çalıştı.
Ayrıca: عَدِيمُ الحَيَاءِ
مَخْلُوع العِذَار، مُتَهَتِّك، بَاجِح، بَجِيح