uyarmak

حَذَّرَ الْمُعَلِّمُ الطُّلَّابَ مِنَ الْغِشِّ فِي الِامْتِحَانِ.

Öğretmen, öğrencileri sınavda kopya çekmemeleri konusunda uyardı.

تُنَبِّهُ الشُّرْطَةُ السَّائِقِينَ بِاسْتِمْرَارٍ إِلَى عَدَمِ تَجَاوُزِ الْحَدِّ الْأَقْصَى لِلسُّرْعَةِ.

Polis, sürücüleri hız sınırını aşmamaları konusunda sürekli olarak uyarıyor.

أَنْذَرَتِ الْأَرْصَادُ الْجَوِّيَّةُ الْجُمْهُورَ مُسْبَقًا بِسَبَبِ الْعَاصِفَةِ الشَّدِيدَةِ.

Meteoroloji, şiddetli fırtına nedeniyle halkı önceden uyardı.

İlişkili Kelimeler