اضْطُرَّ الْمُعَلِّمُ إِلَى إِبْعَادِ الطُّلَّابِ الْمُشَاغِبِينَ عَنِ الْفَصْلِ.
Öğretmen, yaramaz öğrencileri sınıftan uzaklaştırmak zorunda kaldı.
اضْطُرَّ الْمُعَلِّمُ إِلَى إِبْعَادِ الطُّلَّابِ الْمُشَاغِبِينَ عَنِ الْفَصْلِ.
Öğretmen, yaramaz öğrencileri sınıftan uzaklaştırmak zorunda kaldı.
أَعَدَّتِ الشَّرِكَةُ خُطَّةً لِتَنْحِيَةِ الْمُوَظَّفِينَ غَيْرِ الْمُنْتِجِينَ.
Şirket, verimsiz çalışanları uzaklaştırmak için bir plan hazırladı.
بَذَلَتِ الشُّرْطَةُ جُهُودًا لِإِزَاحَةِ الْحُشُودِ مِنْ مَكَانِ الْحَادِثِ.
Polis, kalabalığı olay yerinden uzaklaştırmak için çaba gösterdi.
بَاعَدَ، طَرَدَ، قَصَّى