خَطَر — أَخْطَار
الضَّيَاعُ فِي الغَابَةِ يُشَكِّلُ خَطَرًا كَبِيرًا، خَاصَّةً عِنْدَمَا يَحِلُّ اللَّيْلُ.
Ormanda kaybolmak, özellikle gece olduğunda büyük bir varta oluşturur.
الضَّيَاعُ فِي الغَابَةِ يُشَكِّلُ خَطَرًا كَبِيرًا، خَاصَّةً عِنْدَمَا يَحِلُّ اللَّيْلُ.
Ormanda kaybolmak, özellikle gece olduğunda büyük bir varta oluşturur.
أَدْخَلَتِ الْأَزْمَةُ الِاقْتِصَادِيَّةُ الْعَدِيدَ مِنَ الشَّرِكَاتِ فِي مَأْزِقٍ، وَأَصْبَحَتْ عَمَلِيَّاتُ التَّسْرِيحِ لَا مَفَرَّ مِنْهَا.
Ekonomik kriz, birçok şirketi varta soktu, işten çıkarmalar kaçınılmaz oldu.
اتِّخَاذُ قَرَارٍ خَاطِئٍ يُمْكِنُ أَنْ يَجُرَّ الشَّخْصَ إِلَى وَرْطَةٍ كَبِيرَةٍ.
Yanlış bir karar vermek, insanı büyük bir vartaya sürükleyebilir.