تَرَدَّدْتُ قَلِيلًا فِي إِعْطَاءِ الْكِتَابِ لِأَنَّهُ كَانَ ذَا قِيمَةٍ كَبِيرَةٍ.
Kitabı verme konusunda biraz tereddüt ettim, çünkü çok değerliydi.
تَرَدَّدْتُ قَلِيلًا فِي إِعْطَاءِ الْكِتَابِ لِأَنَّهُ كَانَ ذَا قِيمَةٍ كَبِيرَةٍ.
Kitabı verme konusunda biraz tereddüt ettim, çünkü çok değerliydi.
فِي الْمَدْرَسَةِ، يَبْدَأُ حَفْلُ مَنْحِ الْجَوَائِزِ لِلطُّلَّابِ فِي الْعَاشِرَةِ صَبَاحًا.
Okulda öğrencilere ödül verme töreni sabah saat onda başlar.
تَحْظَى عَادَةُ تَقْدِيمِ الْهَدَايَا بِمَكَانَةٍ مُهِمَّةٍ فِي الْعَدِيدِ مِنَ الثَّقَافَاتِ.
Hediye verme adeti, birçok kültürde önemli bir yere sahiptir.
إِصْدَار، تَسْلِيم، عَطَاء، إِضْفَاء، إِيلَاء، إِيتَاء، إِسْبَاغ، إِنَالَة