مَهْمَا حَاوَلْتُ الِاقْتِرَابَ مِنْهَا، فَإِنَّهَا لَا تُبْدِي لِي أَيَّ اهْتِمَامٍ.
Ona ne kadar yaklaşmaya çalışsam da bana yüz vermiyor.
مَهْمَا حَاوَلْتُ الِاقْتِرَابَ مِنْهَا، فَإِنَّهَا لَا تُبْدِي لِي أَيَّ اهْتِمَامٍ.
Ona ne kadar yaklaşmaya çalışsam da bana yüz vermiyor.
شَرَحْتُ مَشَاكِلِي لَكِنَّهُ لَمْ يُبَالِ عَلَى الْإِطْلَاقِ.
Sorunlarımı anlattım ama hiç yüz vermedi.
شَعَرَ الطَّالِبُ الْجَدِيدُ بِالْوَحْدَةِ الشَّدِيدَةِ لِأَنَّ الْجَمِيعَ تَجَاهَلُوهُ.
Yeni gelen öğrenciye kimse yüz vermediği için çok yalnız hissetti.