اُضْطُرَّ فِي النِّهَايَةِ إِلَى مُوَاجَهَةِ الْحَقَائِقِ وَتَغَيَّرَتْ حَيَاتُهُ.
Sonunda gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı ve hayatı değişti.
اُضْطُرَّ فِي النِّهَايَةِ إِلَى مُوَاجَهَةِ الْحَقَائِقِ وَتَغَيَّرَتْ حَيَاتُهُ.
Sonunda gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı ve hayatı değişti.
عَلَيْهِمْ مُصَارَحَةُ مَشَاكِلِهِمْ مِنْ أَجْلِ إِصْلَاحِ عَلَاقَتِهِمْ.
İlişkilerini düzeltmek için sorunlarıyla yüzleşmeleri gerekiyor.
جَابَهَ