مَارَسَ ضَغْطًا مُسْتَمِرًّا لِتَرْهِيبِ مُنَافِسِهِ.
Rakibini yıldırmak için sürekli baskı yaptı.
مَارَسَ ضَغْطًا مُسْتَمِرًّا لِتَرْهِيبِ مُنَافِسِهِ.
Rakibini yıldırmak için sürekli baskı yaptı.
تَحَدَّثَ الرَّئِيسُ بِصَوْتٍ عَالٍ لِتَخْوِيفِ الْمُوَظَّفِينَ.
Patron, çalışanları yıldırmak için yüksek sesle konuştu.
كَانَ ضَجِيجٌ مُفَاجِئٌ كَافِيًا لِإِفْزَاعِ الْأَطْفَالِ.
Ani bir gürültü, çocukları yıldırmak için yeterliydi.