yaşlı

كَانَ الرَّجُلُ الْمُسِنُّ يَجْلِسُ وَحِيداً فِي الْحَدِيقَةِ.

Yaşlı adam parkta yalnız başına oturuyordu.

كَانَتِ الْعَجُوزُ تَحْكِي حِكَايَاتٍ لِأَحْفَادِهَا.

Yaşlı kadın, torunlarına masal anlatıyordu.

جَدِّي كَبِيرٌ فِي السِّنِّ وَلَكِنَّهُ لَا يَزَالُ نَشِيطاً.

Dedem yaşlı ama hala aktif.

Ayrıca: كَبِيرُ السِّنِّ، مُتَقَدِّمٌ فِي السِّنِّ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler