كَانَ رَجُلٌ مُسِنٌّ قَلِيلاً يَقْرَأُ جَرِيدَةً فِي الْحَدِيقَةِ.
Parkta yaşlıca bir adam gazete okuyordu.
كَانَ رَجُلٌ مُسِنٌّ قَلِيلاً يَقْرَأُ جَرِيدَةً فِي الْحَدِيقَةِ.
Parkta yaşlıca bir adam gazete okuyordu.
كَانَتِ امْرَأَةٌ شَيْخُوخِيَّةٌ تَمْشِي مُسْتَنِدَةً عَلَى عَصَاهَا.
Yaşlıca bir kadın, bastonuna dayanarak yürüyordu.
كَانَ رَجُلٌ مُتَقَدِّمٌ فِي السِّنِّ نَوْعاً مَا يُقَدِّمُ النَّصَائِحَ لِلشَّبَابِ.
Yaşlıca bir beyefendi, gençlere öğütler veriyordu.