yakışmak

هَذَا السُّلُوكُ لَمْ يُنَاسِبْكَ أَبَدًا، لَقَدْ حَزِنْتُ كَثِيرًا.

Bu davranış sana hiç yakışmadı, çok üzüldüm.

هَذِهِ الْقُبَّعَةُ تَلِيقُ بِكَ كَثِيرًا، لَقَدْ أَعْجَبَتْنِي حَقًّا.

Bu şapka sana çok yakışıyor, çok beğendim.

هَذِهِ الْأَلْوَانُ تَتَنَاسَبُ مَعَ بَعْضِهَا الْبَعْضِ بِشَكْلٍ جَيِّدٍ لِلْغَايَةِ، إِنَّهَا مَزِيجٌ رَائِعٌ.

Bu renkler birbirine çok yakışıyor, harika bir kombinasyon.