كَانَ الصَّدِيقَانِ يَجْلِسَانِ جَنْبًا إِلَى جَنْبٍ وَيَتَحَدَّثَانِ.
İki arkadaş yan yana oturup sohbet ediyorlardı.
كَانَ الصَّدِيقَانِ يَجْلِسَانِ جَنْبًا إِلَى جَنْبٍ وَيَتَحَدَّثَانِ.
İki arkadaş yan yana oturup sohbet ediyorlardı.
البُيُوتُ مُصْطَفَّةٌ بِجِوَارِ بَعْضِهَا البَعْضِ، وَكُلُّهَا بِنَفْسِ اللَّوْنِ.
Evler yan yana sıralanmış, hepsi aynı renkteydi.
تَقَعُ الدَّوْلَتَانِ مُتَجَاوِرَتَيْنِ، وَحُدُودُهُمَا طَوِيلَةٌ جِدًّا.
İki ülke yan yana bulunuyor, sınırları çok uzun.
كَتِف بِكَتِف، مُتَجَاوِر