yapışık

كَانَ هُنَاكَ عِلْكَةٌ مُلْتَصِقَةٌ بِالْمِلْصَقِ وَكَانَ مِنَ الصَّعْبِ جِدًّا إِزَالَتُهَا.

Postere yapışık bir sakız vardı ve onu çıkarmak çok zordu.

تَمَّ فَصْلُ التَّوْأَمِ الْمُلْتَصِقَيْنِ خَلْقِيًّا بِعَمَلِيَّةٍ جِرَاحِيَّةٍ نَاجِحَةٍ.

Doğuştan yapışık ikizler, başarılı bir ameliyatla ayrıldılar.

هَذَانِ الصَّدِيقَانِ دَائِمًا مُلَازِمَانِ لِبَعْضِهِمَا الْبَعْضِ، وَلَا يَنْفَصِلَانِ أَبَدًا.

Bu iki arkadaş her zaman yapışık gibidirler, hiç ayrılmazlar.

Eşdizimler