رَدَّ بِابْتِسَامَةٍ زَائِفَةٍ لَكِنَّ عَيْنَيْهِ كَانَتْ مَلِيئَةً بِالْحُزْنِ.
Yapmacık bir gülümsemeyle karşılık verdi ama gözleri üzüntü doluydu.
رَدَّ بِابْتِسَامَةٍ زَائِفَةٍ لَكِنَّ عَيْنَيْهِ كَانَتْ مَلِيئَةً بِالْحُزْنِ.
Yapmacık bir gülümsemeyle karşılık verdi ama gözleri üzüntü doluydu.
إِنَّ سُلُوكِيَّاتِهِ الْمُصْطَنَعَةَ تُزْعِجُ الْجَمِيعَ لِأَنَّهُ غَيْرُ مُخْلِصٍ لِلْغَايَةِ.
Onun yapmacık tavırları herkesi rahatsız ediyor çünkü çok samimiyetsiz.
لَا دَاعِيَ لِأَنْ تَكُونَ مُتَصَنِّعًا جِدًّا، يَجِبُ أَنْ تَكُونَ عَلَى طَبِيعَتِكَ.
Bu kadar yapmacık olmana gerek yok, kendin olmalısın.
مُزَيَّف، مُفْتَعَل، مُتَكَلَّف، اِفْتِعَالِيّ