تَعَاوَنَ الْجِيرَانُ فِي أَعْمَالِ الْحَدِيقَةِ وَأَنْهَوُا الْمَهَامَّ بِشَكْلٍ أَسْرَعَ.
Komşular, bahçe işlerinde birbirleriyle yardımlaşarak işleri daha hızlı bitirdiler.
تَعَاوَنَ الْجِيرَانُ فِي أَعْمَالِ الْحَدِيقَةِ وَأَنْهَوُا الْمَهَامَّ بِشَكْلٍ أَسْرَعَ.
Komşular, bahçe işlerinde birbirleriyle yardımlaşarak işleri daha hızlı bitirdiler.
تَمَكَّنَ النَّاسُ مِنَ الْبَقَاءِ عَلَى قَيْدِ الْحَيَاةِ مِنْ خِلَالِ التَّكَافُلِ فِي الْأَوْقَاتِ الصَّعْبَةِ.
İnsanlar, zor zamanlarda birbirleriyle yardımlaşarak ayakta kalmayı başardılar.
أَصْبَحَ الطُّلَّابُ أَكْثَرَ نَجَاحاً مِنْ خِلَالِ تَبَادُلِ الْمُسَاعَدَةِ أَثْنَاءَ الِاسْتِعْدَادِ لِلِامْتِحَانَاتِ.
Öğrenciler, sınavlara hazırlanırken birbirleriyle yardımlaşarak daha başarılı oldular.
تَسَاعَدَ، تَعَاضَدَ