yatıştırmak

هَدَّأَتِ الْأُمُّ طِفْلَهَا بِالتَّرْبِيتِ عَلَى ظَهْرِهِ وَالْغِنَاءِ لَهُ بِصَوْتٍ خَافِتٍ

Anne, sırtını sıvazlayarak ve kısık bir sesle şarkı söyleyerek çocuğunu yatıştırdı.

أَعْطَى الطَّبِيبُ دَوَاءً قَوِيًّا لِتَسْكِينِ أَلَمِ الْمَرِيضِ.

Doktor, hastanın ağrısını yatıştırmak için güçlü bir ilaç verdi.

Ayrıca: تَخْفِيف

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler