رِيح — رِيَاح
كَانَتْ تَهُبُّ رِيحٌ شَدِيدَةٌ فِي الْبَحْرِ.
Denizde şiddetli bir yel esiyordu.
كَانَتْ تَهُبُّ رِيحٌ شَدِيدَةٌ فِي الْبَحْرِ.
Denizde şiddetli bir yel esiyordu.
قَالَ الطَّبِيبُ إِنَّ الْمَرِيضَ يُعَانِي مِنْ مُشْكِلَةِ غَازَاتٍ.
Doktor, hastanın yel problemi olduğunu söyledi.
كَانَتِ الْمَرْأَةُ الْعَجُوزُ تَشْتَكِي مِنْ آلَامِ الرُّومَاتِيزْمِ.
Yaşlı kadın yel ağrılarından şikayetçiydi.