لَقَدْ عَمِلْتُ بِجِدٍّ فِي هَذَا الْمَشْرُوعِ، لَكِنَّ جُهُودِي لَمْ تَحْظَ بِالِاحْتِرَامِ، وَلَمْ يُقَدِّرْهَا أَحَدٌ.
Bu projede çok çalıştım ama emeğim yerde kaldı, kimse takdir etmedi.
لَقَدْ عَمِلْتُ بِجِدٍّ فِي هَذَا الْمَشْرُوعِ، لَكِنَّ جُهُودِي لَمْ تَحْظَ بِالِاحْتِرَامِ، وَلَمْ يُقَدِّرْهَا أَحَدٌ.
Bu projede çok çalıştım ama emeğim yerde kaldı, kimse takdir etmedi.
تُهْمَلُ أَفْكَارُهُ دَائِمًا، وَلَا أَحَدَ يَسْتَمِعُ إِلَيْهِ.
Onun fikirleri her zaman yerde kalır, kimse onu dinlemez.
لَمْ تُعْتَبَرْ تَضْحِيَاتُهُ ذَاتَ قِيمَةٍ، وَلَمْ يَفْهَمْ أَحَدٌ مَدَى تَفَانِيهِ.
Yaptığı fedakarlıklar yerde kaldı, kimse onun ne kadar özverili olduğunu anlamadı.