إِنَّهُ شَخْصٌ يَعْرِفُ كَيْفَ يَكْتَفِي بِمَا لَدَيْهِ.
O, elindekiyle yetinmeyi bilen bir insandır.
إِنَّهُ شَخْصٌ يَعْرِفُ كَيْفَ يَكْتَفِي بِمَا لَدَيْهِ.
O, elindekiyle yetinmeyi bilen bir insandır.
قَنِعَ الْفَقِيرُ بِرَغِيفٍ وَاحِدٍ مِنَ الْخُبْزِ.
Yoksul adam bir somun ekmekle yetindi.
اضْطُرِرْتُ إِلَى الرِّضَا بِرَاتِبٍ صَغِيرٍ.
Küçük bir maaşla yetinmek zorunda kaldım.
اِقْتَصَرَ، اِسْتَكَفَّ