yitik

ذَهَبْتُ إِلَى مَكْتَبِ الْمَفْقُودَاتِ وَسَأَلْتُ عَنْ مِحْفَظَتِي الضَّائِعَةِ.

Yitik eşyalar bürosuna giderek kayıp cüzdanımı sordum.

كَانَ طِفْلٌ مَفْقُودٌ يَبْحَثُ عَنْ وَالِدَتِهِ فِي الْحَشْدِ.

Yitik bir çocuk, kalabalığın içinde annesini arıyordu.

بَحَثْتُ عَنْ مُسَاعَدَةٍ بَيْنَمَا كُنْتُ أَتَجَوَّلُ تَائِهًا فِي الْغَابَةِ.

Ormanda yitik bir şekilde dolaşırken yardım aradım.

Eşdizimler