yoğun

كَانَتِ الْغَابَةُ كَثِيفَةً لِلْغَايَةِ وَكَانَ مِنَ الصَّعْبِ الدُّخُولُ إِلَيْهَا.

Orman çok yoğundu ve içeri girmek zordu.

كَانَ هُنَاكَ ازْدِحَامٌ مُرُورِيٌّ شَدِيدٌ الْيَوْمَ.

Bugün trafikte yoğun bir kalabalık vardı.

حَاوَلْنَا إِكْمَالَ الْمَشْرُوعِ بِوَتِيرَةِ عَمَلٍ مُكَثَّفَةٍ.

Yoğun bir çalışma temposuyla projeyi tamamlamaya çalıştık.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler