يَجِدُ الْفُقَرَاءُ صُعُوبَةً فِي تَلْبِيَةِ احْتِيَاجَاتِهِمُ الْأَسَاسِيَّةِ.
Yoksul insanlar, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırlar.
يَجِدُ الْفُقَرَاءُ صُعُوبَةً فِي تَلْبِيَةِ احْتِيَاجَاتِهِمُ الْأَسَاسِيَّةِ.
Yoksul insanlar, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırlar.
بِسَبَبِ الْحَرْبِ، أَصْبَحَتِ الْعَدِيدُ مِنَ الْعَائِلَاتِ مُعْدَمَةً.
Savaş nedeniyle birçok aile yoksul duruma düştü.
مُسَاعَدَةُ الْأَطْفَالِ الْمُحْتَاجِينَ هِيَ مَسْؤُولِيَّةُ الْجَمِيعِ.
Yoksul çocuklara yardım etmek, hepimizin sorumluluğudur.
مُفْتَقِر، مُعْوِز