yol göstermek

أَرْشَدْتُ السَّائِحَ الضَّائِعَ إِلَى الْقَرْيَةِ.

Kaybolan turiste köye kadar yol gösterdim.

يَجِبُ عَلَى الْمُرْشِدِ الْمُتَمَرِّسِ أَنْ يَدُلَّ الشَّبَابَ عَلَى الطَّرِيقِ.

Tecrübeli bir mentor, gençlere yol göstermelidir.

يُحَاوِلُ الْمُعَلِّمُ تَوْجِيهَ طُلَّابِهِ إِلَى الطَّرِيقِ الصَّحِيحِ.

Öğretmen öğrencilerine doğru yolu göstermeye çalışır.

İlişkili Kelimeler