yordamlamak

حَاوَلَ الطَّبِيبُ أَنْ يَفْهَمَ مَا إِذَا كَانَتْ هُنَاكَ مُشْكِلَةٌ عَنْ طَرِيقِ جَسِّ بَطْنِ الْمَرِيضِ.

Doktor hastanın karnını yordamlayarak bir sorun olup olmadığını anlamaya çalıştı.

تَحَسَّسْتُ الْجِدَارَ بِيَدِي لِأَجِدَ الطَّرِيقَ فِي الظَّلَامِ.

Karanlıkta yolu bulmak için ellerimle duvarı yordamladım.

فَحَصَ الْحِرَفِيُّ جَوْدَةَ الْخَشَبِ عَنْ طَرِيقِ اللَّمْسِ.

Usta, ahşabın kalitesini yordamlayarak anladı.