كَانَ الْمَلِكُ الظَّالِمُ يَضْطَهِدُ شَعْبَهُ بِاسْتِمْرَارٍ.
Zalim bir kral, halkını sürekli olarak eziyordu.
كَانَ الْمَلِكُ الظَّالِمُ يَضْطَهِدُ شَعْبَهُ بِاسْتِمْرَارٍ.
Zalim bir kral, halkını sürekli olarak eziyordu.
كَانَ شَخْصًا قَاسِيًا لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يُشْفِقُ عَلَى أَحَدٍ.
O kadar zalim bir insandı ki, kimseye acımıyordu.
كَانَ الْحَاكِمُ وَحْشِيًّا فِي تَعَامُلِهِ مَعَ الْمُعَارِضِينَ، حَيْثُ سَجَنَهُمْ وَعَذَّبَهُمْ.
Hükümdar, muhaliflerine karşı zalimce davrandı, onları hapse attı ve işkence etti.
Ayrıca: مُتَجَبِّر
طَاغِيَة، جَائِر، طَاغُوت، أَثِيم، غَاشِم، طَاغٍ، قَاسِط، ظَلُوم، بَاطِش