zamanında

وَصَلَتِ الْحَافِلَةُ فِي الْوَقْتِ الْمُحَدَّدِ، لِذَلِكَ تَمَكَّنَّا مِنَ اللِّحَاقِ بِالْقِطَارِ.

Otobüs zamanında geldi, bu yüzden trene yetişebildik.

لَوْ كُنْتَ دَرَسْتَ فِي حِينِهِ، لَكُنْتَ حَصَلْتَ عَلَى دَرَجَةٍ عَالِيَةٍ فِي الِامْتِحَانِ.

Zamanında ders çalışsaydın, sınavdan yüksek not alırdın.

قَضَيْنَا أَيَّامًا جَمِيلَةً جِدًّا فِي هَذِهِ الْمَدِينَةِ سَابِقًا.

Zamanında bu şehirde çok güzel günler geçirmiştik.

İlişkili Kelimeler