أَعَدَّتْ لِي جَدَّتِي صُرَّةً فِيهَا بَسْكَوِيتٌ.
Anneannem bana içinde kurabiye olan bir çıkın hazırlamıştı.
أَعَدَّتْ لِي جَدَّتِي صُرَّةً فِيهَا بَسْكَوِيتٌ.
Anneannem bana içinde kurabiye olan bir çıkın hazırlamıştı.
أَعْدَدْتُ حُزْمَةً صَغِيرَةً لِلرِّحْلَةِ.
Yolculuk için küçük bir çıkın hazırladım.
فِي العُصُورِ القَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يَحْمِلُونَ أَغْرَاضَهُمْ فِي رَبْطَةٍ.
Eski zamanlarda insanlar eşyalarını çıkın içinde taşırlardı.