كَانَ الْخَشَبُ يُطَقْطِقُ بَيْنَمَا النَّارُ مُشْتَعِلَةٌ.
Ateş yanarken odunlar çıtlıyordu.
كَانَ الْخَشَبُ يُطَقْطِقُ بَيْنَمَا النَّارُ مُشْتَعِلَةٌ.
Ateş yanarken odunlar çıtlıyordu.
يُحِبُّ أَنْ يُفَرْقِعَ أَصَابِعَهُ.
Parmaklarını çıtlatmaktan hoşlanıyor.
صَدَرَ صَوْتُ طَقْطَقَةٍ غَرِيبٌ مِنَ الثَّلَّاجَةِ.
Buzdolabından garip bir çıtlama sesi geldi.