تَدَاخَلَ اجْتِمَاعَانِ لِي فِي نَفْسِ السَّاعَةِ، لَا أَعْرِفُ مَاذَا أَفْعَلُ.
İki toplantım aynı saate çakıştı, ne yapacağımı bilemiyorum.
تَدَاخَلَ اجْتِمَاعَانِ لِي فِي نَفْسِ السَّاعَةِ، لَا أَعْرِفُ مَاذَا أَفْعَلُ.
İki toplantım aynı saate çakıştı, ne yapacağımı bilemiyorum.
تَصَادَمَتْ خُطَطُنَا، لِذَلِكَ اضْطُرِرْنَا إِلَى تَأْجِيلِ الْمَشْرُوعِ.
Planlarımız çakıştı, bu yüzden projeyi ertelemek zorunda kaldık.
تَزَامَنَتْ عُطْلَتُنَا مَعَ حَفْلِ زِفَافِهِمْ، لَنْ نَتَمَكَّنَ مِنَ الْحُضُورِ.
Tatilimiz ve onların düğünü çakıştı, katılamayacağız.
تَصَالَبَ