çakılmak

غُرِسَتِ الطَّائِرَةُ فِي الْأَرْضِ بِسُرْعَةٍ كَبِيرَةٍ، لِسُوءِ الْحَظِّ لَمْ يَكُنْ هُنَاكَ نَاجُونَ.

Uçak büyük bir hızla yere çakıldı, maalesef kurtulan olmadı.

يَجِبُ أَنْ تُثَبَّتَ أَوْتَادُ الْخَيْمَةِ بِإِحْكَامٍ فِي الْأَرْضِ، وَإِلَّا فَقَدْ تَطِيرَ مَعَ الرِّيحِ.

Çadırın kazıkları yere sıkıca çakılmalı, aksi takdirde rüzgarla uçabilir.

رَسَبَ فِي الِامْتِحَانِ لِأَنَّهُ حَصَلَ عَلَى دَرَجَةٍ مُنْخَفِضَةٍ جِدّاً، سَيُحَاوِلُ مَرَّةً أُخْرَى فِي الْعَامِ الْقَادِمِ.

Sınavdan çok düşük not aldığı için çakıldı, seneye tekrar deneyecek.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler