çalkanmak

يَتَذَبْذَبُ الِاقْتِصَادُ بِاسْتِمْرَارٍ فِي الْأَشْهُرِ الْأَخِيرَةِ، مِمَّا يُؤَدِّي إِلَى عَدَمِ الْيَقِينِ.

Ekonomi son aylarda sürekli çalkanıyor, bu da belirsizliğe yol açıyor.

تَقَلَّبَ الطَّقْسُ كَثِيرًا الْيَوْمَ، كَانَ مُشْمِسًا فِي الصَّبَاحِ وَبَدَأَ الْمَطَرُ بَعْدَ الظُّهْرِ.

Hava durumu bugün çok çalkandı, sabah güneşliydi, öğleden sonra yağmur başladı.

اضْطَرَبَ الْبَحْرُ كَثِيرًا وَاضْطُرَّتِ الْقَوَارِبُ الصَّغِيرَةُ إِلَى الْعَوْدَةِ إِلَى الشَّاطِئِ.

Deniz çok çalkandığı için küçük tekneler kıyıya dönmek zorunda kaldı.

İlişkili Kelimeler