تَصَدَّعَ الْجِدَارُ بَعْدَ الزِّلْزَالِ.
Duvar depremden sonra çatladı.
تَصَدَّعَ الْجِدَارُ بَعْدَ الزِّلْزَالِ.
Duvar depremden sonra çatladı.
كَانَتِ الْأَرْضُ عَلَى وَشْكِ التَّشَقُّقِ بِسَبَبِ الْجَفَافِ.
Kuraklık nedeniyle toprak çatlamak üzereydi.
ضَحِكْتُ كَثِيرًا لِدَرَجَةِ أَنَّنِي كِدْتُ أَنْ أَنْفَجِرَ.
O kadar çok güldüm ki neredeyse çatlayacaktım.
فَقَسَ، اِنْفَطَرَ، تَفَلَّقَ، اِنْفَلَقَ