زَاهِد — زُهَّاد
كَانَ زَاهِدًا مُتَقَشِّفًا يَعِيشُ فِي عُزْلَةٍ بَعِيدًا عَنْ مَلَذَّاتِ الدُّنْيَا.
O, dünyevi zevklerden uzak duran, inzivaya çekilmiş bir çileciydi.
كَانَ زَاهِدًا مُتَقَشِّفًا يَعِيشُ فِي عُزْلَةٍ بَعِيدًا عَنْ مَلَذَّاتِ الدُّنْيَا.
O, dünyevi zevklerden uzak duran, inzivaya çekilmiş bir çileciydi.
الْعَدِيدُ مِنَ الأَشْخَاصِ الَّذِينَ يَتَبَنَّوْنَ أُسْلُوبَ حَيَاةٍ مُتَصَوِّفٍ يُرَكِّزُونَ بِشَكْلٍ أَكْبَرَ عَلَى الرُّوحَانِيَّةِ.
Çileci bir yaşam tarzını benimseyen birçok insan, maneviyata daha çok önem verir.
مُتَزَهِّد