çivilenmek

تَسَمَّرَ الرَّجُلُ فِي مَكَانِهِ عِنْدَمَا سَمِعَ الْخَبَرَ.

Adam, duyduğu haber karşısında olduğu yere çivilendi kaldı.

تَمَّ تَثْبِيتُ الأَلْوَاحِ الخَشَبِيَّةِ القَدِيمَةِ بِمَسَامِيرَ لِتَقْوِيَتِهَا.

Eski tahtalar çivilenerek sağlamlaştırıldı.

بَقِيَتْ عَيْنَاهُ ثَابِتَتَيْنِ عَلَى المَسْرَحِ، يُشَاهِدُ العَرْضَ بِإِعْجَابٍ.

Gözleri sahneye çivilenmiş, performansı hayranlıkla izledi.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler