أَثْنَاءَ الْمَشْيِ عَلَى الشَّاطِئِ، كَانَتْ مَجْمُوعَةٌ مِنَ الْأَطْفَالِ يَبْنُونَ قِلَاعًا رَمْلِيَّةً وَكَانُوا يَسْتَمْتِعُونَ كَثِيرًا.
Sahilde yürürken, bir öbek çocuk kumdan kaleler yapıyordu ve çok eğleniyorlardı.
أَثْنَاءَ الْمَشْيِ عَلَى الشَّاطِئِ، كَانَتْ مَجْمُوعَةٌ مِنَ الْأَطْفَالِ يَبْنُونَ قِلَاعًا رَمْلِيَّةً وَكَانُوا يَسْتَمْتِعُونَ كَثِيرًا.
Sahilde yürürken, bir öbek çocuk kumdan kaleler yapıyordu ve çok eğleniyorlardı.
أَثْنَاءَ الْمَشْيِ فِي الْغَابَةِ، رَأَيْتُ كُتْلَةً مِنَ الْفِطْرِ بَيْنَ الْأَشْجَارِ وَفُوجِئْتُ جِدًّا.
Ormanda yürüyüş yaparken, ağaçların arasında bir öbek mantar gördüm ve çok şaşırdım.
قَامَ الْمُزَارِعُ بِرَبْطِ الْأَعْشَابِ الَّتِي جَمَعَهَا مِنَ الْحَقْلِ حُزْمَةً حُزْمَةً وَأَعَدَّهَا كَعَلَفٍ لِحَيَوَانَاتِهِ.
Çiftçi, tarladan topladığı otları öbek öbek bağlayarak hayvanlarına yem olarak hazırladı.
كَوْمَة