فِي الْمُفَاوَضَاتِ، اضْطَرَّ كِلَا الطَّرَفَيْنِ إِلَى التَّنَازُلِ عَنْ بَعْضِ الْقَضَايَا.
Müzakerelerde her iki taraf da bazı konularda ödün vermek zorunda kaldı.
فِي الْمُفَاوَضَاتِ، اضْطَرَّ كِلَا الطَّرَفَيْنِ إِلَى التَّنَازُلِ عَنْ بَعْضِ الْقَضَايَا.
Müzakerelerde her iki taraf da bazı konularda ödün vermek zorunda kaldı.
أَفْهَمُ أَنَّهُ يَجِبُ تَقْدِيمُ بَعْضِ التَّنَازُلَاتِ مِنْ أَجْلِ التَّوَصُّلِ إِلَى اتِّفَاقٍ.
Anlaşmaya varmak için biraz ödün vermek gerektiğini anlıyorum.
Ayrıca: تَخَلَّى عَنْ
تَنَازَلَ عَنْ حَقِّهِ، تَقْدِيمُ تَنَازُلَاتٍ