üflemek

أَخَذَتْ نَفَساً عَمِيقاً لِنَفْخِ الشُّمُوعِ عَلَى كَعْكَةِ عِيدِ الْمِيلَادِ.

Doğum günü pastasının üzerindeki mumları üflemek için derin bir nefes aldı.

كَانَتْ هُنَاكَ عَاصِفَةٌ شَدِيدَةٌ اللَّيْلَةَ الْمَاضِيَةَ وَهَبَّتِ الرِّيَاحُ بِقُوَّةٍ كَبِيرَةٍ.

Dün gece şiddetli bir fırtına vardı ve rüzgar çok sert üfledi.

عَزَفَ عَازِفُ الْفْلُوتِ لَحْنًا سَاحِرًا فِي الْحَفْلِ.

Flüt sanatçısı, konserde büyüleyici bir melodi üfledi.

İlişkili Kelimeler