ürkütmek

أَخَافَ الصَّوْتُ الْعَالِي الطَّائِرَ، وَطَارَ الطَّائِرُ بِسُرْعَةٍ بَعِيدًا.

Yüksek ses, kuşu ürküttü ve kuş hızla uçarak uzaklaştı.

أَفْزَعَ الظِّلُّ الَّذِي ظَهَرَ فَجْأَةً الطِّفْلَ، وَصَرَخَ الطِّفْلُ.

Aniden beliren gölge, çocuğu ürküttü ve çocuk çığlık attı.

رَوَّعَتْ أَصْوَاتُ الْحَرْبِ الْمَدِينَةَ بِأَكْمَلِهَا، وَانْغَلَقَ النَّاسُ عَلَى أَنْفُسِهِمْ فِي مَنَازِلِهِمْ.

Savaşın sesleri, tüm şehri ürküttü ve insanlar evlerine kapandı.

İlişkili Kelimeler