كَانَ طِفْلاً جَبَانًا يَتَرَدَّدُ فِي مُقَابَلَةِ أَشْخَاصٍ جُدُدٍ.
O, yeni insanlarla tanışmaktan çekinen, ürkek bir çocuktu.
كَانَ طِفْلاً جَبَانًا يَتَرَدَّدُ فِي مُقَابَلَةِ أَشْخَاصٍ جُدُدٍ.
O, yeni insanlarla tanışmaktan çekinen, ürkek bir çocuktu.
يَهْرُبُ الْأَرْنَبُ الْوَجِلُ عِنْدَ أَدْنَى حَرَكَةٍ.
Ürkek bir tavşan, en ufak bir harekette bile kaçar.
جَافِل، هَيَّاب لِلْخَطَر، هَيَّاب، وَاجِف، مَبْرُوع، مُتَهَيِّب، هَائِب، رَعُوب