üzeri

كَانَ فَوْقُ الطَّاوِلَةِ مَلِيئًا بِالْكُتُبِ.

Masanın üzeri kitaplarla doluydu.

كَانَ أَعْلَى الْخِزَانَةِ مُغْبَرًّا.

Dolabın üzeri tozlanmıştı.

تَجَمَّدَ سَطْحُ الْمَاءِ.

Suyun üzeri buz tutmuştu.

İlişkili Kelimeler