üzerine

أَضَفْتُ بَعْضَ التَّوَابِلِ عَلَى الطَّعَامِ.

Yemeğin üzerine biraz baharat ekledim.

وَضَعَتْ أُمِّي الْمِفْتَاحَ فَوْقَ الْخِزَانَةِ حَتَّى لَا يَصِلَ إِلَيْهِ أَخِي الصَّغِيرُ.

Annem küçük kardeşim ulaşmasın diye anahtarı dolabın üzerine koydu.

وَصَلَتِ الشُّرْطَةُ بِنَاءً عَلَى الْبَلَاغِ.

Polis ihbar üzerine geldi.

İlişkili Kelimeler