ıtrah

أَجْرَى الطَّبِيبُ عَمَلِيَّةً جِرَاحِيَّةً لِإِخْرَاجِ الْجِسْمِ الْغَرِيبِ مِنْ جِسْمِ الْمَرِيضِ.

Doktor, hastanın vücudundaki yabancı cismi ıtrah etmek için ameliyat yaptı.

تَهْدِفُ الشَّرِكَةُ إِلَى إِنْشَاءِ هَيْكَلٍ أَكْثَرَ دِينَامِيكِيَّةً عَنْ طَرِيقِ طَرْدِ الْمُوَظَّفِينَ غَيْرِ الْمُنْتِجِينَ.

Şirket, verimsiz çalışanları ıtrah ederek daha dinamik bir yapı oluşturmayı hedefliyor.

اسْتَخْدَمَتِ الشُّرْطَةُ الْغَازَ الْمُسِيلَ لِلدُّمُوعِ لِتَفْرِيقِ الْحُشُودِ وَإِبْعَادِهِمْ عَنْ مَكَانِ الْحَادِثِ.

Polis, kalabalığı dağıtmak ve olay yerinden ıtrah etmek için biber gazı kullandı.

İlişkili Kelimeler