كَانَتْ عَظَمَةُ الْإِمْبِرَاطُورِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ مُنْتَشِرَةً فِي جَمِيعِ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ ذَاتَ يَوْمٍ.
Osmanlı İmparatorluğu'nun şevketi bir zamanlar tüm dünyaya yayılmıştı.
كَانَتْ عَظَمَةُ الْإِمْبِرَاطُورِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ مُنْتَشِرَةً فِي جَمِيعِ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ ذَاتَ يَوْمٍ.
Osmanlı İmparatorluğu'nun şevketi bir zamanlar tüm dünyaya yayılmıştı.
يَشْعُرُ الْإِنْسَانُ بِصِغَرِ حَجْمِهِ أَمَامَ جَلَالِ الطَّبِيعَةِ.
Doğanın şevketi karşısında insan kendini çok küçük hissediyor.
كَانَتْ لِلْمَلِكِ هَيْبَةٌ فِي مَجْلِسِهِ.
Padişahın meclisinde bir şevketi vardı.